Author Archives: Hande Kus

vee 1 aylık sürecin sonuna geldik.Kesinlikle bu şehirde nefes almanızı öneririm.Vede burda konuşulan dili Deutschacademia sayesinde öğrenmemizi eminim hayatınıza fark katacaktır.

vee 1 aylık sürecin sonuna geldik.Kesinlikle bu şehirde nefes almanızı öneririm.Vede burda konuşulan dili Deutschacademia sayesinde öğrenmemizi eminim hayatınıza fark katacaktır.

Viyana hakkında hayat kurtaran ipuçları:

Şehrin eski duvarları üzerine inşaa edilmiş Ring Caddesi‘ni 1 No’lu Tramvaya binerek mutlaka gezin. Tramvay boyunca yerel hayatı gözlemleyebilirsiniz.
Before Sunrise, Viyana’da çekilmiş harika bir film. Her ne kadar eski olsa da; konusu ve muhteşem kareleriyle Viyana seyahatiniz öncesinde izlemelisiniz.
Havaalanından şehire otobüsle, tramvayla (CAT) ve taksiyle ulaşabilirsiniz.
Viyana konaklamalarınızda AirBnb’de harika daireler var, ev kiralamayı mutlaka düşünün. Ayrıca Couchsurfing aracılığıyla da harika ev sahipleri bulabilirsiniz.
Viyana’yı gerçekten keşfetmek istiyorsanız bol bol yürüyün, üstelik acayip ekonomi yaparsınız.
Stephansdom’a giriş ücretli, ancak geç romanesk tarzı Michaelerkirche ve 16.YY’dan kalma Augustinerkirche tamamen ücretsiz, bizce bunları gezin, turistlere aldanmayın.
Karlsplatz’taki Viyana Müzesi her ayın ilk Pazar günü ücretsizdir, denk getirin.
Schönbrunn Sarayı’na giremeseniz de, bahçesine giriş ücretsiz. Mutlaka uğrayın. Ayrıca Donauinsel, Burggarten, Stadtpark ve Prater’e de giriş ücretsiz.
Eğer şehrin tüm müzelerini keşfetmek niyetindeyseniz, Vienna Card alın. 72 saat geçerli ve tüm toplu taşıma araçlarına bu kartla ücretsiz binebilirsiniz.
Toplu taşıma için eğer Vienna Card’ınız yoksa, en mantıklı seçenek Wochenkarte.
Viyana’ya bir başka Avrupa ülkesinden gelecekseniz, Ryanair ve Niki gibi düşük bütçeli havayolu firmaları buraya uçuyor. Bunun haricinde Easyjet, Bratislava’ya uçuyor. Değerlendirebilirsiniz.
Viyana Üniversitesi, adından da belli olduğu üzere Viyana‘da bulunuyor ve bugün Türkiye’den bir çok öğrenci buraya üniversite hayalleriyle geliyor. Paralı bir üniversite, güzel olanakları var. Ama kötü yanı, yoldan geçen herkesi alıyorlar.(alıntıdırmuseum bosgezeninboskalfasi.com viyanaya dair guzel tavsiyeler bulabilirsiniz.)

viyana_gunbatimiViyana ’da alışveriş, ne alınır?

Naschmarkt, Schwedenplatz, Brunnenmarkt pazarları; Mariahilfer Caddesi, Altman ve Kuhne, Dorotheum, Teuchtler şehrin en önemli alışveriş yerleri olarak öne çıkıyor. E haliyle baya bir kalabalık oluyor buralar. Alışveriş merkezlerini sallayın, gitmeye değmez, hiç bahsetmeyeceğiz bile. Bunun yerine Kartner, Kohlmarkt ve Graben caddelerinde bulunan mağazalarda alışveriş yapabilirsiniz. Chanel, Hermes, Hugo Boss, Louis Vuitton falan burada. Viyana‘dan alabileceğiniz hediyelik eşyalar arasında Sisi eşarpları, Mozart çikolataları ve likörleri, Gustav Klimt baskılı hediyelikler var. Bizce hiç biri beş para etmez, buradan alacağınız en güzel şey ruhunuza katacağınız kültür-sanat. Buraya gelerek müzeleri ziyaret etmek, lokallerin arasına karışmak ve tarih kokan sokaklarda kaybolmak en güzel alışveriş.

Ha bu artistik cümlelere ek olarak biz ne aldık, biz hediyelik kahve aldık burdan. Julius Meinl, Avusturya’da pek meşhur. Bizim de çok hoşumuza gitti bu kahveler ve güzel bir hediyelik olacağını düşündük. Aslına bakarsanız, lüks bir hediye bile sayılabilir! Julis Meinl am Graben, sizin de alabileceğiniz yerdir.

Viyana ‘da eğlence ve gece hayatı

Viyana’da gece hayatı, diğer Orta Avrupa ülkelerine göre bir hayli hareketli ve eğlenceli. Öncelikle niyetiniz bir şeyler içmek ve hoş sohbetse, bunun için en iyi yer açık ara 1516 The Brewing Company. Ev yapımı biralar ve leziz yemekleriyle yakında bir Viyana klişesi olabilir.

Amacınız dans etmek ve yorgunluğunuzu atmaksa, Donau Techno, Albertina Passage, Cabaret Fledermaus; Cuma geceleri Volksgarten, ve sauna’da bikinili partiler için Pratersauna bizim önerilerimiz. Sonuncusu ilgi çekici oldu, farkındayız.

Farklı bir deneyim ve gezginlerle dolu bir bar arıyorsanız da bizim favorimiz The Travel Shack şiddetle tavsiyemiz. Harika shotları, öğrenci bazlı lokal ortamı ve Pazar günleri Erasmus geceleriyle harika bir yerdir. Ayrıca akşam 8’e kadar happy-hour.(alıntıdır)

Viyana ‘da ne yenir, ne içilir?

Şinitzel. Bir Viyana klişesi, gidipte yemeyeni; vatandaşı olduğu ülkeye geri almıyorlarmış biz öyle duyduk. Viyana’da kısa kısa biz ne yedik, ne içtik; fazla popüler mekanlardan uzak biraz daha yerel önerilere boğalım bakalım sizi.

viyana_schnitzelwirt

Schnitzelwirt: Figlmüller tam bir klişe ve turist tuzağı. Viyana’nın en iyi şinitzeli olduğunu iddia ediyorlar ama palavra. Bizim önerimiz Figlmüller’e göre daha az popüler, ama ondan daha güzel şinitzeller yapan, lokallerin de sık sık tercih ettiği Schnitzelwirt. Üstelik tabaktan taşarcasına bir şinitzeli 7€’ya yiyebiliyorsunuz. Daha da şinitzel demeyin bize, Viyana’nın en iyisi budur. Zaten en güzel şinitzeli anamız yapar, gerisi hikaye.

Amerlingbeisl: Bizim gibi kapalı mekanlarda yemek yiyemiyorsanız bu mekan tam size göre. Muhteşem bir bahçesi var ve yemekleri çok güzel. Oldukça romantik, vejeteryan dostu ve tamamen yerellerin tercihi. Üstelik ücretsiz Wifi var ki bunun Viyana’da ne kadar değerli olduğundan bahsetmemize gerek bile yok.

Trześniewski: Nasıl okunduğunu ne siz sorun ne biz söyleyelim bu mekan, olağanüstü sandviçler yapıyor. Yoğun turistik gezilerle boğduğunuz bir günde midenizi şahlandıracak harika yiyecekler, süper atıştırmalıklar var. 2€ dolaylarında harika bir sandviç yiyebilir, yanına da 2.5€’ya güzel bir şarap paslayabilirsiniz.

viyana_hiddenkitchen

Hiddenkitchen: Yeme içme listemizde hispterları unutmuyoruz tabii. Bu Hipsterlokal mekanımızda harika kahvaltılar, brunchlar yapabilirsiniz. Her daim taze yiyecekler ve özellikle çeşit çeşit salatalar mutlaka yenmeli. Bir şey yemesenizde adamlar 1€’ya Espresso satıyor, daha ne yapsınlar? Viyana’da başka nerede içiyorsunuz 1€’ya Espresso, bi deyiverin.

Zanoni & Zanoni: Viyana’nın en meşhur dondurmacılarından biri. Aslen İtalyan olan bu ekip, lezzeti bir sır olarak saklanan harika dondurmalar yapıyorlar. Stephanplatz’a çok yakın olması nedeniyle ara sıra popüler olabiliyor, ancak her daim muhteşem dondurmalarını tatmaya değer.

Weltcafe: Viyana’nın bizce bir güzeli, bir samimisi bu cafe. Lisede okuldan kaçıp kaçıp takıldığımız kafelerin hissini uyandıran bu mekan, Sigmund Freud Müzesi’nin birkaç adım ötesinde. Oldukça rahat bir ortamı var, Viyana’daki kasıntıdan bir hayli uzak. Üniversiteli profesörler ve hippiler takılıyor, baya da eğlenceli. Ürünlerin çoğu, kahve dahil, organik.

Phil: Şehrin gürültüsünden uzak kahve içip raflardaki kitaplar arasında kaybolabileceğiniz güzel bir öneri sana. Phil, yine hipster ortamıyla bizim çok hoşumuza gitti (alttaki fotoğraf).

viyana_phil

Hawidere: Burası ise harika hamburgerler yiyip yanında güzel bir bira içebileceğiniz Amerikan tarz bir bar. Biraz da Oldschool ve Punk havası var inceden. Karakteri ve rahatlığıyla bizden 10 puan aldı.

Naschmarkt: Tamamen lokaller arasına karışabileceğiniz ve Viyana’nın ruhunu hissedebileceğiniz harika bir Pazar yeri. Pazartesi’den Cumartesi’ye burada gönlünüzce meyve – sebze alabilirsiniz. Yalnız bir önemli not, Cumartesi çok turist oluyor. Hafta içi gelin.

Bunlar haricinde kahve içmek isterseniz Cafe Kafka, Cafe Neko ve Café & Galerie Kandinsky, turistik cazibeler yakınlarında yorulduysanız ve ucuza bir şeyler atıştırmak istiyorsanız Gragger & Cie, Bitzinger Imbiss; yöresel yemek peşindeyseniz Café Amacord bizim önerilerimiz.

Bir de ‘ya kardeşim param var, lokaller arasında bizi süründürme’ derseniz, muhteşem bir et yemek için Plachutta, leziz şaraplar için Beaulieu, romantik bir akşam yemeği için Motto am Fluss, İmparatorlara eşlik etmek için Café Landtmann, leziz italyan mönüsü için Da Capo, kahve için Caffe Hawelka ve leziz yemekler için Vapiano Moulin Rouge tercih edilebilir. Tüm buralara takılırsanız rahat bir 2-3 milyar bırakırsınız. Viyana’nın şakası olmaz hanımlar beyler.

viyana_phil

Viyana ‘da görülmesi gereken turistik cazibeler;

Viyana’nın görülmese gereken turistik yerlerin tamamını yazsak burdan sizin köye yol olur muhtemelen. Oldukça fazla ama biz yine de gezdiğimiz birkaç başlıca turistik güzellikten bahsetmek istiyoruz. Ancak Viyana’yı detaylı bir şekilde keşfetmek niyetindeyseniz daha kapsamlı bir rehbere ihtiyacınız olabileceğini belirtelim.

Schönbrunn Sarayı, gerek tarihi gerekse de güzelliğiyle başlıca görmeniz gereken yer (bkz:Üstteki Fotoğraf). Kimileri buraya Viyana’nın Versailles’i; kimileri de 1000’den fazla odası olması nedeniyle buraya Viyana’nın Ak Saray’ı diyormuş, bizden duymuş olma. Kocaman bir bahçesi var, görsel şölen adeta. Saray şehrin batısında ve biraz uzağında kalıyor; dolayısıyla öncelikle burayı gezerek şehir içine girişebilirsin.

Hofburg Sarayı ise Viyana’nın merkezinde yer alan ve genellikle bir çok turistin ilk uğrak noktası. Buraya uğramak ve ziyaret etmek olmazsa olmaz. Sarayın içi de dışı da bir hayli güzel, farklı eserler sunuyor. İçerisindeki bir çok müzenin Salı günleri kapalı olduğunu hemen belirtelim. İçinde en beğendiğimiz bölüm, mücevher delisi olduğumuz için Schatzkammer olmuştu; burada gerçek kraliyet mücevherlerini görmenizi tavsiye ederiz. Burası kesinlikle Viyana’yı ve Viyana’nın tarihini en iyi hissedebileceğin kültürel bir vaha. Saraya gelmişken, Heldenplatz’ta muhteşem fotoğraflar çekmeyi unutma. Aralık ayında geldiysen eğer, buradaki Christmasmarkt’da çok güzel etkinlikler ve standlar oluyor, kaçırma.(alıntıdır)
Volksgarten ve Burgsgarten; hemen Hofsburg Sarayı’nın iki yanında yer alan harika iki park. Tam Viyana’nın merkezinde; parklar konusunda bir hayli sıkıntı yaşayan güzel Türkiye’nin güzel insanları olarak, bize harika bir dinlenme alanı sunuyor. Sarayı gezdikten sonra yaşayacağınız kültürel şoku atlatmak ve temiz bir hava almak için birebir, olağanüstü iki park.

Eğer Burgsgarten’da yeterince dinlendiyseniz, hemen yakınındaki Albertina’ya mutlaka uğramalısınız. Albertina, bugün Monet’ten Picasso ve Baselitz’e kadar bir çok sanatçının modern eserlerini bulabileceğiniz; aynı zamanda da Gustav Klimt, Albrecht Dürer gibilerin harika sergilerine göz atabileceğiniz bir sanat müzesi. Bu muhteşem galeriyi sindire sindire gezmeniz için bizce 2 saat gerekli.
Yine bu civarlarda şöyle bir Opera dinleyeyim derseniz ki Opera dinlemek Viyana’nın Haccı’dır, Staatsoper sizi bekliyor. Dünya’nın açık ara en görkemli operasıdır ki yeryüzü efsanesidir. İçeriye ucuza girmek için 90 dakika öncesinde sıraya girmeniz bizden tavsiye. Bu sürede ‘ayakta’ biletleri satılıyor ve 3-4 € dolaylarında. Giremezseniz de en azından dışarıdaki ekranlardan izleyebilirsiniz. Yok ben Opera sevmem derseniz, bir de Musikverein’ı deneyin. Klasik ve tiyatro temelli bu muhteşem müzik deneyimiyle şöyle bir kulaklarınızın pasını temizleyebilirsiniz. Ayrıca buraya 1 Ocak’ta gelme şansını yakalarsanız, Viyana Filarmoni Orkestrası’nı dinleyebilirsiniz. Buna ek olarak Wiener Konzerthaus’da gitmenizi tavsiye edeceğimiz bu kategoride yer alan bir diğer yer. Her ne kadar girişinde ırkçı bulduğumuz bir söylem; “Ehrt eure deutschen Meister, dann bannt ihr gute Geister” yani türkçesiyle ‘ Alman üstadlarınla gurur duy, kötü ruhlardan kendini koru’ olmasına rağmen, yine de görülesi.

MuseumQuartier Wien, özene bezene korunan ve onlarca müzenin yer aldığı bir bölge. İnsanı kültür ve sanattan bıktıran, bu kadar da olmaz be abi dedirten bu diyarda yaklaşık 70 ayrı müze bulunuyor. Çevrede onlarca restoran, kafe ve bar ise bu bölgeyi daha da çekici yapıyor. Analog fotoğraf bağımlıları için burası madendir.

Buradan devam edince ulaşacağınız önemli bir diğer yer ise kesinlikle Burgtheater ve Rathaus. Viyana’nın açık ara en önemli diğer sembollerinden olan Burgtheater, Gottfried Semper ve Karl von Hasenauer tarafından dizayn edilmiş ve 19.YY’da geç rönesans tarzında inşa edilmiş. Viyana’nın en büyük tiyatrosunda bir oyun izlemek harika deneyim. İzleyemeseniz de rehberler eşliğinde bu muhteşem yapıyı gezebilirsiniz.
Hundertwasserhaus’dan bahsetmezsek Viyana Belediye Başkanı Khadhier Tophbasch gelir döver bizi. Friedensreich Hundertwasser tarafından hayal edilen ve tasarlanan bu ev, mimar Joseph Krawina tarafından planlanmış. Ev biraz saydığımız tüm görülecek yerlere uzak kalsa da kısa bir tramvay seyahatine değer. Ev içerisindeki tuvaletleri mutlaka görmeniz lazım, gülmeyin. Bu arada burası güzel, ama Barcelona’yı gören gözler için bir Gaudi değil. Yine de Hundertwasser’yı tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyoruz.

hundertwasser_eviSon olarak da Rathaus’dan bahsetmek isteriz. Belediye binasıyla ne işimiz olur dediğinizi duyar gibiyiz, bizim de onla bi işimiz yok zaten. Tamam bina çok güzel, tarihi geniş eyvallah ama esas mühim olan nokta, kışın kar yağdığında burada muazzam bir buz pisti oluşturuluyor. Adı ‘Wiener Eistraum’ yani ‘Viyana Buz Rüyası’. Özellikle gece ışıklandırmasıyla muhteşem manzara, harika müzikler ve sıcak şarap oluyor. Şiddetle tavsiyemiz!

VİYANA’DA İKLİM
Viyana kimine göre soğuk, kimine göre sıcak; ama her daim kültür ve sanatın, aynı zamanda da şıklığın ve Avusturya’nın başkenti. Eserlerle dolu sokaklarıyla Viyana, mutlaka görülmesi gerekenler listenizin üst sıralarını bir hayli zorlayan harika bir kent.

Her açıdan günümüzde ve geçmişte önemli bir politik ve kültürel merkez olan Viyana, yüz yıllar boyu Habsburg Hanedanlığı’na ev sahipliği yaptı. Bu sırada Osmanlı’yla da gerek savaşlarda, gerekse masa başında bir hayli içli dışlı olan kent, günümüzde ise bize bir uçak mesafesi kadar yakın.

VİYANA PANORAMİK

Viyana’nın pahalılığından uzun uzun bahsetmeyeceğiz, sağır sultan bile duydu artık. Biz gayet ucuza, gönlümüzce gezdiğimiz bu şehirden kısa kısa notlarımızı Viyana Gezi Rehberi tadında aktaralım size.

Viyana hakkkında 4 temel bilgiyi öğren:
Viyana (Almanca Wien olarak yazılır, ‘wiğyın’ diye okunur) Avusturya’nın başkenti ve en büyük şehri. Ona gereken saygıyı her daim gösterin.
Habsburg Hanedanı bu şehir için çok önemli. Şehri şaha kaldıran da, mahveden de onlar. Bugün izlerini Schönbrunn Sarayı’nda hala görebilirsiniz.
Tuna Nehri, pek çok Orta Avrupa Ülkesi’nde de olduğu gibi Viyana ‘nın orta yerinden akıp gitmektedir. Nehirde şöyle bir ayacıklarınızı suya değdirebilirsiniz.
Dünyanın ilk psikiyatri hastanesi (Viyanalılar’ın deyimiyle deliler kulesi) burada yer alıyor. Bu çok bilinmeyen bilgiye değineceğiz tekrar.
viyana_kis

VİYANA’DA HAVA VE İKLİM

Bu şehirden kışın uzak durulması lazım, tabiri caizse buz gibi oluyor. Hava sıcaklığı bir kez 0 derecenin üstüne çıkmaz mı? Aralık’tan Mart ayına kadar yoğun kar yağışı var. Yazları ılık, fakat bazı günler cehennem sıcakları olur. Siz iyisi mi, Mayıs gibi falan gelin.

YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN VİYANA

Tarihin önünde eğildiği kent Viyana’da, her yaştan insana dair harika aktiviteler bulunuyor. Kültür sanat etkinliklerinden tutun gece hayatına kadar günün her saati oldukça aktif ve eğlenceli bir şehir burası. Bunlara tek tek değinmeden önce şehri bazı bölümlere ayırmakta fayda var. Örneğin Innere Stadt (Eski Kent Merkezi) bunlar arasında en önemli olanı. Bu bölge de kendi içerisinde 4 bölgeye ayrılıyor ve ziyaretçilere görsel şölen sunuyor.

Diğer önemli bir bölge olan Leopoldstatd ise bugün nüfusu,yeşil ve dinlenme alanları ile Viyana’nın en eski ve önemli merkez ilçelerinden biri. Şehrin gürültüsünden ve hareketinden sıkılıp kafa dinlemek isteyenlere Tuna Nehri kenarında huzurlu bir ortam sunuyor.

Viyana’da yerel hayatı ve gündelik yaşamları gözlemlemek isterseniz, gitmeniz gereken yer Landstrasse.

Bugünkü anlatmak istediklerim yine blogunu severek takip ettiğim bir yazarmıza ait.Viyana daki gözlemleri ve tespitleri çok hoşuma gittiği söyleyebilirim.Sizin de takip etmenizi öneririm.(bosgezeninboskalfasi.com)

Şimdi ise bloğunu severek takip ettiğim Türk bir arkadaşımın sitesinen alıntı yapmak istiyorum.Sizinde takip etmenizi öneririm.

Viyana Müzeleri – Sanat Tarihi Müzesi ve Museumsquartier

Viyana’nın sokaklarını arşınlarken yürümenin en keyifli olduğu yer Ringstraße‘ydi. Bu büyük daireyi tamamlarken 1883 yılında yapılan gotik tarzdaki Rathaus (belediye binası), Almanca dilinin konuşulduğu ülkelerdeki en eski üniversite olan Viyana Üniversitesi, Otto Wagner’in ünlü posta binası Postsparkasse, konukları arasında Queen Elisabeth II, Charlie Chaplin gibi ünlü isimlerin yer aldığı, inşaatında genç Hitler’in çalıştığı Hotel Imperial, ve Avusturya Parlamento binası gibi şehrin çoğu tarihi ve önemli binasını görebiliyorsunuz.

Bu ringde en çok sevdiğim noktalardan biri Maria-Theresien meydanı oldu. Küçük bir park olan bu meydanın iki tarafında karşılıklı, bir birinin aynısı olan iki bina bulunuyor; biri Kunsthistorisches Museum (Sanat Tarihi Müzesi), diğeri Naturhistorisches Museum (Doğa Tarihi Müzesi). Maria-Theresien Meydanı’ndan panoramik bir görüntü için buraya bakabilirsiniz.

Sanat Tarihi Müzesi 1.Franz Joseph’in Habsburg Hanedanlığı’nın sahip olduğu değerli eserlerin korunup halka sunulmasını istemesiyle 1891 yılında açılmış.

(Antonio Canova (1757-1822)’nin Napoleon’un ısmarlaması üzerine yaptığı, Theseus’un Centaur’u savunmasını simgeleyen heykel. Imparator 1.Franz Milano’daki Corso’dan satın aldıktan sonra heykel 1891’den beri bu müzede sergileniyor.)

Müzenin resim kolleksiyonunu çok beğendim. 15. yüzyıl İtalya’sından, o yüzyıllardaki Hollanda, Almanya, Fransa ve İngiltere’den pek çok eser vardı. Dikkatimi çeken önemli eserlerden bazıları; Madonna of the Rosary-Caravaggio, Adoration of the Trinity-Albrecht Dürer, Self Portrait-Rembrandt, Madonna del Prato-Raphael.

(Bir ressam tuvalinde ince ince Belvedere Sarayı tablosunun aynısını yapıyor)

Bu kolleksiyonları gezerken hakkında çok şey bilmediğim Pieter Bruegel‘in tablolarıyla tanıştım. 1525 – 1569 yılları arasında bu günkü Belçika’da yaşayan sanatçı, Flaman Rönesansı’nın önemli isimlerinden biri. Genellikle manzara ve köy resimleri yaptığı için ‘Köylü Pieter’ olarak da tanınıyormuş. En dikkat çekici eserleri; The Tower of Babel, The Hunters in the Snow, The Fight Between Carnival and Lent, Landscape with the Fall of Icarus, The Dutch Proverbs.

Müzenin iç dizaynını, planını ve genişliğini çok sevdik. Ziyaretçi sayısının da fazla olmaması nedeniyle, örneğin Paris’teki Louvre müzesine, Floransa’daki Uffizi galerisine göre daha rahat ve ferah gezilebiliyordu. Yine Viyana’nın genelinde olduğu gibi burada da en sevdiğim yerlerden biri müzeni

Maria-Theresien meydanını sevmemin bir nedeni de tamamen tarihi yapılarla dolu olan Ringstraße’yi, aksine modern sanat müzelerini barındıran Museumsquartier’e bağlıyor oluşuydu.

Ben Museumsquartier’deki Mumok ve Leopold müzelerini ziyaret etmek isterken, Barış modern sanata pek sıcak bakmadığı için, Doğa Tarihi Müzesini ve o müzedeki -benim daha önce İstanbul Modern‘de görme fırsatı bulduğum- Body Worlds sergisini gezmeyi tercih etti, o yüzden de bu noktada ayrıldık ve ben Museumsquartier‘e doğru devam ettim 🙂

Museumsquartier 60.000 m2’lik alana yayılmış, avlusunda bir kaç değişik müzenin yer aldığı geniş bir kültür alanı. Dışarıdan perde gibi görünen duvarın kapılarından birinden girince geniş avluya varıyorsunuz. Bu avluda ilk dikkatimi çeken şey etrafa serpiştirilmiş gibi duran renkli banklardı. Yazın bu avlu etrafta oturan, birşeyler içen insanlarla, konserlerle ve kültürel aktivitelerle dolu oluyormuş. Bizim gittiğimiz günler hava henüz ısınmamış olduğu için bu havayı yaşayamadık ama bilenlerin anlattıkları kadarıyla yazın görülmeye değer.

Görmeyi istediğim müzelerden biri MUMOK (MUseum MOderner Kunst; Modern Sanat Müzesi), 1962 yılında kurulmuş, tablo ve sanat eserleri meraklısı Peter Ludwig ve eşinin müzeye bağışladığı 230’dan fazla eserle 1981 yılında pek çok esere ev sahipliği yapmaya başlamış. Müzenin en beğendiğim ilk katında Piet Mondrian, Andy Warhol, Gerhard Richter, Pablo Picasso, Roy Lichtenstein, Marcel Duchamp, Jackson Pollock gibi modern sanat tarihi dersinde öğrenip, tablolarını görünce beni heyecanlandıran isimler oldu. Diğer bir kaç kat da geçici sergisi olan Franz West‘e ayrılmıştı.

Mumok’tan sonra gittiğim Leopold Müzesi‘ni daha çok sevdim. Bu müze kurucusu Rudolf Leopold ve eşinin 50 yılı aşkın çabalarıyla topladıkları sanat eserlerini bağışlamalarıyla, devletin ve Avusturya merkez bankasının desteğiyle 2001 yılında açılmış.

Bu müzeyi çok sevdim, çünkü beni eserlerine hayran kaldığım Egon Schiele ile tanıştırdı. 1890 yılında doğan bu dahi adamın eserlerinin dünyadaki en büyük kolleksiyonu Leopold Müzesi‘nde sergileniyor (Önceki yazımda Belvedere’deki Facade of a House tablosunu paylaşmıştım). Eserlerini tek tek inceleyip, ne kadar çok ve güzel tabloları olduğunu düşünürken okuduğum şu satırlarla sarsıldım: ‘Egon Schiele 1.Dünya Savaşı’ndan sonraki zor koşullarda 6 aylık hamile eşi Edith’i, Avrupa’da 20 milyon insanı vuran İspanyol virüsüyle kaybediyor. Eşinin ardından, üç gün sonra kendisi de 1918 yılında, 28 yaşında hayata veda ediyor.’ Yalnızca 28 yıl yaşayan Egon Schiele’nin, o öldükten neredeyse 100 sene sonra, dünyanın başka bir yerinde, başka bir kültürden bir insana; bana, bu satırları yazdırıyor olması bence inanılmaz.

Egon Schiele’nin geniş kolleksiyonunun yanında, çoğu önemli eserini Belvedere’de gördüğüm Gustav Klimt’in de bir kaç önemli tablosu bu müzedeydi. Bunlardan en sevdiklerimden biri Death and Life oldu.

Leopold Müzesi’nin en üst katında ‘Bulutlar’ temalı geçici bir sergi vardı. 1800’lü yıllardan beri biriktirilen bir sürü değişik bulut fotoğrafı, tablolar ve heykeller bu bölümde sergileniyordu.

Gezdiğim, gördüğüm her yer bana bir şeyler ögretiyor. Bu müzeler sayesinde daha önce hiç tanımadığım sanatçılarla tanıştım, hiç bilmediğim hayatları tanıdım. Viyana’da yaşıyor olsaydım Maria-Theresien maydanından hiç ayrılmazdım gibi hissediyorum.

Referans: Sanatçıların resimleri Wikipedia‘dan alınmıştır.

Şimdi ise kursta hangi materyallerden yararlanıldığını anlatmak isterim.
Kursta kullanacağınız kitapları bürodan temin edebilirsiniz.Makul ücretlerde bu konuda sıkıntı yaşamayacağınızı düşünüyorum.Daha önceki deneyimlerimle karşılaştırdığım zaman Hueber kitabını gayet eğitici ve kapsamlı içeriğe sahip olduüğunun kanaatindeyim.
Burada birçok kurs yerinde Klett kitabını kullanıyorlar.Onun içeriğide güzel fakat bir karşılaştırma yapılacak olursa Hueber i tavsiye edebilirim.
Cd ile beraber kullandığınızda kitaptan son derece fayda alabileceğinizi düşünüyorum.Özellikle içindeki slıştırmalar ile günlük dilde telaffuzu yapılan almanca bilgisine sahip olabilirsiniz.
Ayrıca kursta ekstra materyallerede erişiminiz sağlanıyor.Öğretmenler her gün farklı materyaller ile birlikte ders işleyini organize ediyorlar.Ekstra cümle kelime fiil afişleri ile ilgili materyaller alabiliyorsunuz. :)Buda g
ayet verimli bir sonuç almanıza fayda sağlıyor.
20160829_131705

Biraz da Viyana daki yeme içme aktivitelerinden bahsetmek istiyorum.

Gezdik kursa gittik fotoğraf çektik notlar kaydettik ,peki ne yiyeceğiz??Diyenlere şimdiki yazımı okumalarını öneriyorum.

Eğer farklı tatlara açıksanız ve fiyat aralığı sizin için önem arz ediyorsa birçok çeşitli dünya mutfaklarını bünyesinde barındıryor şehir.(Ufak bir metro altı geçidinde bile istediğiniz sushi yi bulabilirsiniz ;)…)Yahut Hint mutfağından Meksika , Türk yada İran mutfağına ait yemek yerleri ile rahatlıkla karşılaşabilirsiniz.

Eğer restorant ortamında hoşlanmıyor ve şehrin kalabalığında midenizi lezzetli yiyecekler ile neişelendirmek istiyorsanız size en güzel tavsiyem neredeyse her köşe başında karşılaşabileceğiniz Noodle denemeniz.

Eğer hem lezzetli hemde bütçenize uygun birşeyler yemek istiyorsanız ise Billa Merkür gibi mrketlerde kendinize sandiviç hazırlatabilir ya da hazır sandiviçleri alabilirsiniz.Eğer inanışlarınız gereğii tüketemediğiniz yiyecek ve içecekler var ise hiç endişelenmeyin bu konuda rahatlıkla karşınızdaki kişiye söyleyebilirisiniz ve sizi anlayışla karşılayacaktır.(Unutmayın Şehre bir sürü turist geliyor farklı milletlerden farklı inanışlardan ).

Yada sizin için özel hazırlanmış ya da sizin hazırlatabilidğiniz meyve salatalarını satın alabilirisniz:).

Kısacası tadını ve zeevkini çıkarınnn..:)

20160723_214952

Bugün birkaç soruyla karşılaştım.Buraya gelen erasmus öğrencilerinin yada uzun dönemlik (1-2 aylık süreçlik zamanlarda ki) Viyana ya gezi ya da tatil amaçlı gelen kişilerin almanca kursuyla vakit kaybediceklerini düşünüyorlar.

Bana kalırsa son derece yanlış bir yargı çünkü emin olabilirsiniz ki Deutsch Academia kurs saatlerinde esneklik sağlamakta :).Gün içinde size sunduğu 4 farklı obsiyon ile birlikte istediğiniz zaman kurslara katılabilirsiniz.

Gözlemlerimden örnek verecek olursam:

Sabahları işe gitmek zorunda olan bireyler akşam seansı seçiyor.(Sabah erken uyanmakta zorluk çekiyorsanız bu seçenek sizede uyum sağlıyor:).

Yarı zmanlı çalışma hayatınız var ise öğleden sonra gruba katılabilirsiniz.Yahut çğleden önce gruplara katılabilirsiniz.

Cuma günleri kursumuz zaten tatil.Buda kısa dönemli ya da haftasonu değerlendirmesi açısından yakın şehirlere geziye gidebileceğiniz bir obsiyon sunuyor.Cumadan tren yada otobüs biletlerinizi alabilirsiniz.İlk durak olarak Prag ı önerebilirim 🙂